Cankurtaran Holding Başkan Yardımcısı Gençoğlu'nun dünyadaki üretim süreci ile ilgili farklı bir tespiti var; Ne üretirsem satarım döneminde 'mühendisler' şirket yöneticileri... Ucuz üretim döneminde 'finansmancılar' genel müdür konumunda, şimdi ise 'pazarlamacılar'..
Cankurtaran Holding 70'li yıllarda, yani Türkiye'de sanayinin yeni yeni kendini göstermeye başladığı dönemlerde öncü sanayi kuru-uşlarının arasında almış yerini. Kurucusu ise sektörün duayeni sayılabilecek bir isim, Emin Cankurtaran. Bu sıfatı kazanmasının ardında Türkiye'de önemli ilklere imzasını atmasının büyük payı var elbette. Örneğin elektrikli süpürge ve otomatik ütünün ilk kez üretimin gerçekleştiren isim olması, ya da kısa zaman içerisinde lisans altında Rovventa ile işbirliğ yaparak Türkiye'ye modern teknolojinin getirilmesini sağlaması... Bunların dışında yine elektrik sayaçları, spor giyim, mutfak ekipmanları, inşaat gibi çok farklı alanlarda da öncü olmayı başarmış bir grup Cankurtaran Holding. % 60-70 gibi bir pazar payıyla Türkiye'de bir dönemin üretim liderliğini oynayan Holding, şu an 3000 civarında çalışanı bulunan 30'a yakın firmanın yönetim merkezi.
Sektöre yönelik planları ve hedefleri üzerine konuştuğumuz Cankurtaran Holding Başkan Yardımcısı Yıldırım Gençoğlu, artık Türkiye'de üretenin değil farklılık yaratanın kazandığını anlatıyor bize. Bunun için sürekli Ar-Ge çalışmalarına yöneldiklerini, dünyada gelişen değişimlerin paralelinde de tüketici odaki üretim sürecinin başladığını belirten Genço-ğu, "artık en farklıyı yaratma dönemindeyiz" diyor.
Yıldırım Bey, 1920'li yıllarda Amerika'da sanayinin odak noktasının "bir şey üretebilme" ye bağlı anlatarak başlıyor sohbetimize. "Bir şey üretebiliyorsanız kapıda kuyruk olurdu" diyor. Bunun nedeni üretim teknolojisinin o dönemde henüz bilinmiyor olması. Türkiye ise bunu 1960-70'li yıllarda yaşayabiliyor. Gençoğlu, "O dönemde satıcılar 'Kral'dı. Ama zamanla öğrenilen ve yayılan üretim teknolojisi paylaşılmaya başlandı, fabrikalar artmaya başladı. Bu durumun yaşanması da ucuz üretim rekabetini başlattı elbet. Yani 'Ne üretirsem satarım dönemi meşalesini, 'Ucuz üretirsem satarım' dönemine devretti. Ama bu sefer de herkes ucuz üretmeye başladı.
O zaman da hala sürmekte olan 'Satmak için ne üretmeliyim?' dönemine girmiş olduk. Yani şu anda Türkiye bu durumda" diye anlatıyor yaşanan üretim sürecini. Yıldırım Bey'in bu süreçlerle ilgili güzel de bir tespiti var: "Bahsettiğim bu durum şirket yönetimlerinde de göze çarpıyor; Ne üretirsem satarım döneminde şirket yöneticileri mühendisler... Daha sonra ucuz üretim döneminde finansmancılar genel müdür konumunda, şimdi ise pazarlamacılar... Şimdi aslında Türkiye 2. ile 3. dönem arasında diyebilirim. Fi-nansçılarla pazarlamacılar arasında. Bundan sonra ise fark yaratmak önemli olacak. Rekabette ayrılmak için çok farklı şeyler yapmanız gerekecek ki başarı uzun vadeli olsun".
Peki Elektrikli Ev Aletleri piyasasında Conti markası ile büyük bir güven yarattınız. Sürekli değişimin hakim olduğu bu yeni döneme siz nasıl ayak uyduruyorsunuz?
Conti 15 yıldan fazladır Türk piyasalarında ama diğer yanda dünyada da çok bilinen bir marka. Mesela Güney Afrika'da bir dönem %60-70 pazar payımız vardı. Aynı şekilde Dubai, Ürdün'de de çok önemli bir marka. Bizim Ar-Ge kurumumuz piyasadaki en birikimi ekiptir. Gözlerini bu sektörde açmış ve çok başarılı işlere imza atan bir teknik ekibimiz var. O nedenle biraz daha şanslıyız diğer firmalara göre. Biz zaten sürekli bir arayış içerisindeyiz. Sürekli yeni çalışmalar yapıyoruz, hem daha uygun hem doğaya saygılı hem de daha iyi bir performansı olan ürünler üretmek için uğraşıyoruz.
Bizim ağırlıklı ürün gruplarımız, süpürge ve ütü. Bu konuda da çok güçlüyüz. Hem ev tipi hem de sanayi alanında. Bunların ihracatlarını gerçekleştiriyoruz. Bunun dışında Conti markasının yanı sıra, Türkiye'de faaliyet gösteren birçok ünlü markaya da üretim gerçekleştiriyoruz. Arçelik, Vestel, Boch, Siemens gibi büyük markalar bunlar. Yabancı büyük firmalarla ortak Ar-Ge çalışmalarımız da oluyor. Mesela bazı ürünleri biz geliştiriyoruz, Ar-Ge'nin büyük bir kısmı burada yürüyor.
Sadece ütü ve süpürgeye mi odaklandınız... Ya diğer ev ürünleri?
Bizim 2 kimliğimiz var. Fason imalat kapsamında; süpürge ve ütü konusunda çok farklı alanlara kaymak yerine, bu alanda uzman olmak amacımız. Bunu da yapıyoruz zaten, farklı süpürge modelleri, farklı konseptlerle. Diğer yandan bir de Conti markamız var, burada da durum tam tersi; ürün çeşidini arttırmamız gerekiyor. Conti'yle de öyle bir atılım yapacağız yakın zamanda. Markanın aslında böyle bir ürün gamı var zaten, tost makinası, ketle, fritöz, şarj11 süpürge gibi. Ama bunu çok daha zenginleştireceğiz. Biz bir yandan çalışıyoruz ama bir yandan da şunu söyleme-iyim; Küçük Elektrikli Ev Aletleri alanında Türkiye'nin gizli ama en güçlü firmalarından birisiyiz. Bu alanda Türkiye'nin gizli devlerinden biriyiz diyebilirim.
Peki, sizin de söylediğiniz gibi artık tüketici beğenisine yönelik üretimin gerçekleştirildiği bir dönemdeyiz, dolayısıyla fark yaratma tarafında teknik çalışmaların yanı sıra tasarım da büyük önem taşıyor... Tasarım konusunda hem dışarıdan destek alıyoruz, özel dizaynırlara yaptırıyoruz, hem de kendi bünyemizde bir ekibimiz var. Tasarım işin en zor ve can alıcı kısmı. Artık üründe tüm özelliklerin neredeyse aynı olduğu bir dönemde artık firmalar tasarımlarıyla öne çıkıyorlar. Ama diğer yandan tüketicilerin beğenilerinin de iyi saptanması gerekiyor. Görülmemiş bir şey yapmak kolay ama tüketiciye de sıcak gelmeli bu ürün. Öyle tasarımlar var ki çok güzel, ama satılmıyor beğenilmeyince. Türk Halkının beğenisi bile kendi içinde çok değişiyor.
2009 yılı nasıl geçti sizin için?
Herkesin bildiği gibi 2009 iyi bir yıl olmadı. Ben her zaman söyledim, doğru çalışan firmalar her zaman krizlerde büyürler. Kriz işin iyi yapan, gayret eden firmalar için her zaman bir fırsattır. Kriz var diyip oturursanız işiniz kötü olur. Ama özümseyip bir çaba içerisine girerseniz mutlaka bir çıkış yolu bulacaksınız-dır. Biz küçük de olsa bir büyüme kaydettik. Bu bir başarıdır. Çok daha iyi olabilirdi ama yine de oturup geçmesini beklemedik.